.

30 Mayıs 2010 Pazar



"MAYMUNDAN GELMEDİK, ORTAK ATAMIZ VAR" ALDATMACASI HALEN DEVAM EDİYOR



Darwinistler, maymun kelimesini duyduklarında yeni bir savunma mekanizması geliştirdiler. Maymun kelimesini duyar duymaz “maymun değil ortak ata” savunmasına geçiyorlar. Bu hırslı savunmayı duyanların “demek ki Darwinizm maymundan gelme iddiasını savunmuyor” demelerini istiyorlar. Çünkü Darwinistler, DARWİN’İN BU İDDİASINDAN DOLAYI UTANÇ İÇİNDELER. 


Bu durum 14 Ağustos 2009 tarihli Sansürsüz programında da aynı şekilde yer almış ve programa katılan Darwinistler aynı bilindik tepkiyi göstermişlerdir.



Oysa bu büyük bir aldatmacadır. Maymun, taymun, goril, şempanze, hepsi aynı şeydir. Hepsinin kökeninde Darwinistler insanlara “hayvandan türediniz” aldatmacasını dayatmaya çalışmaktadırlar. Bunun başka bir anlamı yoktur.



Buradan söz konusu iddiayı sahiplenen Darwinistlere sesleniyoruz:



“İnsanın (hayali) atası maymun değil, ortak bir ataydı” diyerek kendinizi küçük düşürüyorsunuz. Tarif ettiğiniz şey, sonuçta maymuna benzeyen garip bir varlık değil mi? Ve bu canlı, sizin iddianıza göre, maymuna benziyor mu, benzemiyor mu? Anlaşıldığı kadarıyla benziyor. Şu durumda, buna maymun veya başka bir şey denmesi ne fark edecek? İnsana benzeyen vahşi bir hayvan değil mi kastettiğiniz. Eğer içiniz rahatlayacaksa buna “taymun” diyelim. Bunun adı “taymun” olduğunda bu saçma iddianız kurtulacak mı?


 
 Demagojiyi bırakın! Bu tümüyle ilkel bir düşüncedir. Maymuna benzer garip bir mahluku “ortak ata” ilan edip, “aslında maymundan değil ortak atadan geldik” diye ortaya çıkmak oldukça küçük düşürücü bir harekettir. Bahsettiğiniz bu hayali garip mahluku tanımlamak için insanlar ona “maymun” diyorlar. Bu canlı gorile de benzer, şempanzeye de, primata da. Fakat genel tanım olarak maymun olarak nitelendirilmiştir. Bu sözün bir varlığı tanımlamak için kullanılan herhangi bir söz olduğunu anlamazlıktan gelip “biz aslında böyle demedik” demek olmaz. İnsana çok benzeyen bir sürü maymun olmuştur. Örneğin, Homo habilis olarak tanımlanan maymun türü, yapısal olarak insana oldukça benzerlikler gösterir. Ama bu canlı, vücudu tüylerle kaplı, keskin dişleriyle oraya buraya saldıran, hatta kendi türdeşinin etini yiyen tam bir maymun, yani bir hayvandır. Belli açılardan insana benzerliği bir şey değiştirmemektedir.



İnsan, tamamen farklı bir varlıktır.



İnsan, aklı ve şuuru olan, görüntüyü görüp algılayan, bunlar üzerine düşünüp yorum yapan, muhakeme ve yargıya sahip olan, yani RUH SAHİBİ BİR VARLIKTIR. Bir canlının “insan” olabilmesi için onun, “benim” diyen, kendi varlığının farkında olan RUH SAHİBİ bir varlık olması gerekir. Ruh, bir kediye bile verilse, o varlık kedi görünümünde insan olur. İnsanı diğer canlılardan ayırd eden şey, yalnızca, sahip olduğu ruhtur. Bunu anlamazlıktan gelmeyin!


DİĞER BÖLÜMLER


DARWINİST ALDATMACALARDAN SADECE BİRİ: ENDOSİMBİYOZ
http://darwinistaldatmacalar-adnanoktar.blogspot.com/


HİÇBİR ORGANİZMA BİR DİĞERİNİN "ATASI" DEĞİLDİR
http://evrimselbagyoktur-adnanoktar.blogspot.com/


"ARA FOSİL VAR" ALDATMACASINA DİKKAT
http://arafosilvar-aldatmacasi-adnanoktar.blogspot.com/


MUTASYONLARA BEL BAĞLAYAN DARWINİST ZİHNİYET, GELECEK NESİLLERİN EGLENCESİ OLACAKTIR
http://mutasyonaldatmacasi-adnanoktar.blogspot.com/


CANLILIĞIN ORTAYA ÇIKIŞI HAKKINDA DARWINİST YANILGILAR
http://canliliknasilolustu-adnanoktar.blogspot.com/


DARWINİST DEMAGOJİNİN BİR PARÇASI: YARATILIŞI İSPAT EDEN BİLİMSEL DELİLLERİ GÖRMEZDEN GELMEK
http://darwinistdemagojiyecevap-adnanoktar.blogspot.com/


HALKA 'BİLİM ADAMI' DİYE TANITILAN CHARLES DARWIN'İN GERÇEK YÜZÜ
http://charlesdarwingercegi-adnanoktar.blogspot.com/


ERGİ DENİZ ÖZSOY'A KAMBRİYEN PATLAMASI HAKKINDA KISA BİR BİLGİ
http://kambriyenpatlamasi-adnanoktar.blogspot.com/


DARWINİZM = ATEİZM GERÇEĞİNİ ENDER HELVACIOĞLU İTİRAF EDİYOR
http://darwinizm-ateizmgercegi-adnanoktar.blogspot.com/


DARWINİSTLERİN TESADÜF İDDİALARINDAN DUYDUKLARI BÜYÜK UTANÇ
http://tesadufiddiasinacevap-adnanoktar.blogspot.com/


EVRİM BİR TEORİ DEĞİL, YÜZYILIN EN BÜYÜK KİTLE ALDATMACASIDIR
http://evrim-kitlealdatmacasi.blogspot.com/


DARWINİSTLERİN ŞUURLU DAKTİLO ALDATMACASI
http://daktiloaldatmacasinacevap-adnanoktar.blogspot.com/


DARWİNİSTLERİN ARA FOSİL İLE İLGİLİ ÇARPITMALARINA CEVAPLAR
http://arafosiliddiasina-cevap-adnanoktar.blogspot.com/


VİRÜSLER EVRİM GEÇİRMEZ, SAHTE EVRİMİN KANITI DEĞİLDİRLER
http://viruslerevrimgecirmez-adnanoktar.blogspot.com/

 


İnkarcılar Bu Hayata Dair Geçici Zevklerden Asla Zevk Alamazlar


Yüce Rabbimiz Kuran’da, bu dünya hayatını, bir süs, geçici bir meta, kısa süreli bir yararlanma, bir oyun ve oyalanma konusu olarak yarattığını belirtir. Allah’ı ve ahireti inkar ederek yalnızca bu dünya için yaşadıklarını iddia eden insanların, ilk bakışta dünya hayatının süs ve geçici zevklerinden faydalandıkları, dünya hayatını arzuladıkları şekilde zevk ve mutluluk içinde yaşadıkları düşünülebilir. Oysa gerçekte durum hiç de böyle değildir.

Dünyadaki hayatını anı anına yaşamak adına Allah’ı inkar içinde olan insanlar için bu dünya aslında korku ve dehşet yeridir. Bu insanlar yaşadıkları her an bir gün yok olacaklarını düşünerek endişe içindedirler. Ölen bir sinek bile onlara eninde sonunda buluşacakları ölümü hatırlatır. Ölüm onlar için dehşetlerin en büyüğüdür. Çünkü kendilerine göre tek sahip oldukları dünya ellerinden gidecek ve varlıklarından eser kalmayacaktır. Böyle bir bilgiye sahip bir insanın yaşadığı andan zevk alabilmesi nasıl mümkün olabilir? Elbette mümkün olmamaktadır.

Yok olup gideceğini düşünen bir insan bu dünyada ona zevk vermesi gereken her şeyden aslında büyük bir huzursuzluk duyar. Kantar kantar altını olsa, buna sahip olmak da, bunları harcamak da mutlaka ona acı ve sıkıntı verecektir. Müzik dinlemek, yemek yemek, eğlence yerlerinde vakit geçirmek, tatile gitmek, seyahat etmek, bir lokantada arkadaşlarıyla vakit geçirmek, evlenmek, ev, araba, arsa vs satın almak, kısaca dünyada sahip olacağı her nimet, onu mutlaka rahatsız edecektir. Tesadüfen meydana geldiğine ve her şeyin başıboş ve kontrolsüz olduğuna inandığı için akıl almaz bir sıkıntı ve kaygı içinde olur. Yok olma duygusu zaten tüm kaygıların üstündedir. Sadece bir an için bile, yok olup gideceğini aklına getirse, o mutlaka mutluluğunu götürecektir. Yaşadığı o anın, o hayatın hiçbir anlamı kalmayacaktır. Kendisine mutluluk vereceğine inandığı şeyler bu düşüncesiyle birlikte onu öfkelendirmeye başlayacaktır. Müzik onu kızdıracak, eğlence ortamları kızdıracak, mal biriktirmek kızdıracaktır. İnsanlara hava atmak için aldığı arabasına binmek, güzel bir manzara görmek, evi, evinin dekorasyonu, hatta eşi, çocuğu ve yakın akrabaları dahi onun için hep kızdırıcı, neşe kaçırıcı birer unsur haline gelecektir. İnandığı o yok oluş anına her saniye biraz daha yaklaşmaktadır. Dolayısıyla her geçen an onun için daha fazla korku, daha fazla kaygı ve daha fazla kızgınlık sebebidir.

Yüce Rabbimiz, inkarcıların dünyaya ait zevklerini tüketirken aslında büyük bir sıkıntı içinde olduklarını bir ayette şöyle haber verir:

Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (Enam Suresi, 125)

Bir başka ayette ise Rabbimiz, içinde bulundukları dehşet ve sıkıntı nedeniyle bu kişilere cehennem azabının bir kısmının dünyada yetişmiş olduğunu haber vermektedir:

Derler ki: "Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'dolunan (azab) ne zaman?" De ki: "Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile." (Neml Suresi, 71-72)

Zevk ve mutluluk ancak Allah sevgisi ile mümkün olur. Bir insan müzikten, insandan, çiçekten, güzel bir manzaradan, yaşadığı ortamdan, eğlenceden, dostluktan, alışverişten, sohbetten ancak içindeki iman neşesi ile zevk alabilir. Bütün bunların ona zevk verebilmesi için içinin rahat olması, vicdanının huzurlu olması şarttır. Kalbi ve vicdanı rahat olmayan bir insanın gerçek anlamda mutlu olabilmesi, zevk alabilmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. İman neşesi ise ancak Allah'ı çok seven, Allah'tan çok korkan, yaşadığı her anın Allah'ın lütfu olduğunu bilen bir insanın Allah’a karşı vicdanının rahat, içinin huzurlu olması ile mümkün olabilir.

Aslında her insan bu bilince sahiptir. İnkar edenler de dahil her insan vicdanına göre davranması gerektiğini çok iyi bilir. Vicdanın sesini Yüce Allah kendilerine ilham eder. Fakat bu insanlar, vicdanlarının sesine rağmen doğru olanı seçmediklerinden hiçbir zaman iç huzuruna ve mutluluğuna kavuşamamaktadırlar. Tam tersine yaşadıkları şey sürekli olarak korku, kaygı, endişe ve hüzündür.